logo

Ayetler ve Hadisler

GÜNÜMÜZE VE ÖNÜMÜZE  IŞIK TUTAN AYETLER VE HADİSLER

AYET: Ey iman edenler! Özü sözü bozuk birisi size bir haber getirdiğinde, onu etraflıca araştırıp inceleyin! Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da sonra yaptığınız şeye pişman olursunuz. (HUCURÂT-6)

hucurat 6İNİŞ(NUZUL) SEBEBİ: Peygamber Efendimiz(s.a.v.) müminlerden Velid bin Ukbe’yi Beni Mustalik kabilesine zekât memuru olarak görevlendirir. Bunu duyan  kabile eşrafı Peygamber’in elçisine hürmet çin onu hep beraber karşılamak isterler. Velid’le bu kabile içinden bazıları arasında cahiliye döneminden kalma bir husumet vardır. Bu kuruntuyla Velid, Beni Mustalik kabilesinin niyetini anlamadan kendisini öldürmek için toplandıkları, toplanacakları vesvesesiyle oradan kaçar. Dönünce Peygambere: ”Ey Allah’ın Resulü, onlar zekat vermek istemediler ve hepsi silahlanıp beni öldürmek istediler, ben de aralarından kaçtım” der. Bu duruma üzülen Peygamberimiz kabilenin üzerine bir ordu göndermeyi düşünür. Bunu haber alan Beni Mustalik kabilesinin ileri gelenleri olayın gerçekliğini bildirmek için bir heyet göndererek durumu Peygamberimize anlatırlar. Kendilerinin Peygambere ve elçisine hürmeten toplanarak zekatlarını vermek için elçiyi karşılamak istediklerini fakat elçinin kendilerini görünce panikle kaçtığını ve bu duruma anlam veremediklerini belirterek gerçeği ortaya koyarlar. Velid’in yanıltıcı yanlış beyanda bulunması ve bu yüzden az daha müslümanlar arasında yanlış anlamaların, düşmanlığın oluşacak olması Allah Resulünü üzer. Bu olay üzerine Allahu Teâlâ bu âyeti indirir.

Burada emredilen;

1- Haber, bize yakın bizden birisinden gelmiş olsa bile tarafgirlik duygusuyla hemen inanmamamız, temkinli olmamız.

2- Yanlış, hatalı, eksik, ilaveli yada doğru olsa bile tek taraflı anlatıma güvenmememiz karşı tarafı da dinlememiz ,

3- Hemen inanıp o inançla acele hüküm vermememiz gerektiğidir.

Bizim kul olarak görevimiz; annemiz, babamız, kardeşimiz, eşimiz, yakın arkadaşımız dahi gelse bir kişi yada olay hakkında bir duyum alıyorsak Allah ın bu emrine uyup haberi araştırmak, doğrusunu öğrenmektir.

Peki bize anlatılana araştırmadan olduğu gibi inanırsak ne olur?

1- Karşı taraf hakkında su-i zan etmiş oluruz. Su-i zan etmek haramdır.

İslam’da bir kişi hakkında bilmeden sormadan peşin hüküm (ön yargı) sahibi olmak, mümin kişi hakkında kötü iş yaptığını düşünmek, müslümanın müslümana su-i zan etmesi yasaklanmıştır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez.) [Buhari, Müslim]

2- Eğer gelen haber yanlış eksik yada yanıltıcı biçimde ilaveli ve değiştirilmiş ise bu bir iftiradır. İftira da büyük günahlardandır ve haramdır.

Genelde insanlar kendi nefislerine uygun gelen yönüyle haberi iletirler. Duygu , düşünce ve davranış olarak kendini haklı gösterecek kısmı anlatır, kendi haksızlığı ile ilgili kısma değinmez ya yüzeysel geçer ya es geçer. Karşı tarafın haklılığı ile ilgili kısma ise hiç değinmeyerek insanları yanıltır. Yada olayın bir kısmını eksik olarak doğru aktararak yanlış bir algı oluşturmak ister.

Örneğin, iki alim düşünelim. Haberde 1. alimin okuduğu kitapların % 50 sinin dini ilimlerle ilgili olduğu 2. alimin okuduğu kitapların ise ancak % 25 inin dini ilimlerle ilgili olduğu belirtilir. Bu haber doğrudur ve insanlarda şöyle bir algı oluşturur. 1. alim 2. alime göre dini konularda daha yeterli ve uzmandır. Bu haber doğrudur ama oluşturduğu algı yanlıştır. Zira eksik doğru bilgi, yanlış bir algı oluşturmuştur. Aslında 1. alim toplamda 100 kitap okumuş ve bunun % 50 si yani 50 tanesi dini ilimlerle ilgilidir. 2. alim ise toplamda 1000 kitap okumuş ve  % 25 i olan 250 tanesi dini ilimlerle ilgilidir. Dolayısı ile aslında 2. alim hem dini bilgilerde daha fazla kitap okuduğundan bu konuda daha yeterli hem de daha çok kitap okuduğundan aslında daha entellektüeldir.

İşte haber doğru bile olsa eksik ve yanlı aktarıldığından karşı taraf ile ilgili iftira atmış olur ki iftirada büyük günahlardan biridir ve yukarıdaki ayet bu hususa da dikkat çekiyor. Bu durumda iftira haberine inanıp ortak olarak bizde bu büyük günaha ortak olmuş oluruz.

3- Son ihtimal diyelim ki söylenilenlerin anlatılanların tüm haberin hepsi eksiksiz objektif ve doğru olsun. Kuran aslında bu ihtimallerin hiçbirine değinmiyor, ne ihtimal olursa olsun gelen haberi araştırmamızı emrediyor. Allah ın bu emrine uymadık, denilene olduğu gibi anandık ve denilen de olduğu gibi doğru çıktı diyelim. Bu bizim Allah ın haberi araştırın emrine uymadığımız gerçeğini değiştirmez. Buradan zaten emre uymadığımız için günaha girmiş oluruz.

Bununla beraber haber gerçek (eksiksiz, ilavesiz, tek yönlü, nefsani olmasa) tamamen doğru çıksa bile eğer genel toplumu ilgilendiren insanların faydasına olan bir haber değil sadece kişilerle ilgili ise ve kendisinden bahsedilen kişi bu konuşmayı duyduğunda rahatsız olacak, hoşnut olmayacak üzülecekse ki hiç kimse kendisi ile ilgili kötü zanna sebebiyet verecek bir konuşmadan hoşnut olmaz. O zamanda kişinin gıybeti yapılmış ve bizde bu gıybete ortak olmuş ve bir günah daha işlemiş oluruz.

Zira gıybet hem Kur an da hem sünnette haramdır.

Birbirinizin kusurunu araştırmayın, arkasından çekiştirmeyin, gıybet etmeyin. Kim ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bu tiksindiricidir. O halde Allah’tan korkun.) [Hücurat 12]

Peki Gıybet Nedir ?

Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?”

“Allah ve Resûlü daha iyi bilir!” dediler. Bunun üzerine:

“Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam:

“Ya benim söylediğim anda varsa, (Bu da mı gıybettir?)” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir.”

Ebu Davud, Edeb 40, (4874); Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70, (2589).

Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tevbe eder de, [bir daha yapmazsa], Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [İbni Ebid-Dünya, Deylemi, Taberani, Beyheki, Tergib ve Terhib, İ. Şarani, İ. Gazali]

Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler; bizleri birbirimizden soğutacak, toplumsal ve bireysel düşmanlıklara, kişiler ve toplumlar hakkında su-i zanlara sebebiyet verecek söz ve davranışlardan hep  men etmiştir. Kur’an ın vermek istediği ana mesaj ana fikir budur. Malesef biz müslümanlar olarak bu ana mesajı pek anlayabilmiş değiliz.

Bir menkıbe: Bir âlim talebelerine (Şafii mezhebinde alametlere bakarak kesin karar verilmez. Mesela bir köpeğin burnunda yoğurt bulaşığı varken evden çıktığı görülse, eve girince yoğurt çanağında köpeğin burnu kadar iz görülse, kesin olarak bu yoğurdu köpek yedi denemez) der. Talebenin biri, içinden (Bu kadarı olmaz) diye hocasına itiraz eder. Hocası, o gence, bir koyun kesip getirmesini söyler. O da koyunu keser. O arada sıkışır, evin kenarındaki ormanlığa kolları sıvalı ve kanlı bıçakla gidip hacetini def eder. Zaptiyeler, yeni öldürülmüş bir adamın katilini ararken bunun eli kanlı bıçakla ormana kaçtığını görürler. Hemen bunu yakalayıp getirirler. O gece karakolda kalır. Sabah mahkemeye çıkınca, hakim, (Bu genç, eli kanlı bıçakla kaçarken görülmüşse de, Şafii’de alametlere bakarak kesin hüküm verilmez. Bu genci serbest bırakın) diye karar verir. Genç, hocasına yaptığı suizannın cezasını çektiğini anlar.

Bir hikaye: Dağ evinde, kocası yeni ölmüş tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Evcil bir hayvan haline gelir. Bir süre sonra kadının çocuğu doğar. Gelincik zarar vermesin diye çok dikkat eder. Bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve koşarak gelir. Gelinciği kanlı ağzındaki kanları yalarken görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır, hemen öldürür. O sırada içerden bebeğin ağlaması duyulur. Anne odaya girer. Odada beşiğin içindeki bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.

Suizannını gerçek gibi başkasına söylemek de, yani söz taşımak da daha kötüdür.